Kimi zaman kalbine dur diyemezsin. Ruhunu dinginleyemezsin ya işte o zaman anlarsın aşkın ne olduğunu. Aşkın bir nisan yağmuru gibi olduğunu bir anda yağıp bir anda yok olan cinsten olduğunu. Şimdi sensiz bu şehirdeyim. Sana ben ne hissettiğimi söyleyemedim. Sana ben ummalı gizler büyüttüm. Sana ben şarkılar , şiirler yazdım . Ama sana söyleyemedim. Gerçi söylesem ne değişecekti ki ! Yine koca bir hiç. Aşkın tadını nasıl tadabilirimdim ki sana söyleseyimdim. Söyleseydim aşkın ne önemi olurdu ki. Neyse artık susuyorum. Sözü şarkıya ve sözlerine bırakıyorum…
Yazının devamını okuyun »
Uzun süredir yazmıyordum. Aslında yazmıyorsam benim için daha sağlıklı diyebiliriz. Günlerden 15 Temmuz 2008 saatler sabahın 4′ünü gösterirken ben yine uyanımış melankolik şekilde oturmuş boş gözlerle önümdeki bilgisayara bakıyorum. Neden uyuyamadığımı anlatmak isterdim ama yine uykusuzum ve yazacak birşey bulamıyorum. Her neyse bu gün bütün konuşmalarımı bir kliple anlatmak istiyorum.
Ne senle oluyor ne sensiz. Hiç sebebsiz hayallere dalarken hep bir uçurumdan yuvarlanıyorum. Suçlu aramaya başlasamda bulamıyorum. Sadece sessizliğe bürünmüş başka sevgilerde teselli arıyorum. Eğlencenin içine tam damardan vurmakta birşey değiştirmiyor. Etrafımı bir anca puslu bir sis çöküyor. Herşey bir anda kayboluyor ve herşey anlamsız gelmeye başlıyor. Dedim ya bu günde içtim. Sarhoş kafayla pekte kolay yazılmıyor. Alkolde bardakta durduğu gibi durmuyor. Yanlız kalbim artık başka sevgilerde teselli arasada yine bulamıyor , yine bulamıyor …
Şimdi herşey anlamsız. Gözlerine baktığımda sadece boşluk ve huzursuzluk hissediyorum. Diyorum ya işte biz bu gün tükendik….
Yazının devamını okuyun »

Gecenin karanlığında dolaşan bir sarhoşum
Yanlızlıktan korkan gölgesi olmayan bir serseriyim
Gecemin yanlığı
Gölgemin korkusu
Nerdesin bee aşkım nerdesin,
Hani giderken dönceğini söylemiştin
Gönlümde ne derman kaldı nede ümit
Yerine sevemem biliyorum
Yanında olmasamda razıyım seni uzaktan sevmeye
Serseri ruhuma ses geçiremedim
Keşke ne ümit verseydin nede ufak bir öpücük.
Şimdi gölgemi bile bulamıyorum o kadar yanlızım ki
Bırak senin yerine birini sevmeyi kendimi bile sevemiyor bu serseri

Bütün gece sessiz oturdum
Bir elimde nargilem, bir elimde resmin
Son defa elveda derken kal demeni bekledim
Gururumdan arkama dönüp bakamadım,
Gözlerine son defa bakıp hoşçakal diyemedim.
Geceler o kadar uzun ki kal demeni bekledim ama demedin.
Şimdi bütün gece oturdum sabaha kadar resimin elimde o güzel saçlarını okşadım.
Son defa aramanı bekledim
Kal demeni bekledim……….

Yük hafifken çıktığım bu yol
Her sözde biraz daha ağırlaştı
Zaman zaman taşıyamaz oldum
Şimdi senden çok uzaklardayım
Senin yanlızlığın tüm haklarıyla bende saklı
Kimi zaman hüzünle karışık bir damla yaş
Kimi zamanda kağıtlara yazılmış sonsuz bestelsin
Gözlerin hep aklımda aşkım
Ne kadar uzakta olsan da
Tüm hakların yine bende saklı
Yazının devamını okuyun »
Bu video da sorunumuzu kısaca göz önüne serdiğini düşünüyorum. Bir konu da hiçbir bilgiye sahip değilken yaptığımız yorumlar bazen bizleri komik duruma düşürebiliyor, ben gerçekten üzülüyorum. Bu Türk insanının psikolojisin de var sanırım. Ne demek istediğimi anlamamış olabilirsiniz kısaca anlatayım. İzleyeceğiniz video da Mısır Piramitleri’nin Türkiye’den kaçırıldığını söylüyor ama işin komik tarafı Mısır Piramitleri Türkiye’de değil ve nasıl kaçırılabilir. İşte Türk Psikolojisine bir örnek daha diyelim.
Güya ben vizelere çalışmaya başlıyacaktım aq’ya bu günde yoldan geldim sanki bi bok varmış gibi oturdum bilgisayarın başına. Sıkılıyorum ama ne oluyor ne bitiyor bende anlamıyorum zaman geçip gidiyor. Çok sıkıcı bir insanım biliyorum. Biraz’da kılım. Hey allahım sen neden beni böyle yarattın ki. Neden insanlar beni sevmiyor. Belki severler bir gün ama ne zaman severler bilmiyorum. Neyse 13 nisan geçti. Şu anda 14 nisan 01:46 geçiyor saat. Aq ben yine uyumadım yarın sabahın köründe kıl fizikçi ile karşılıklı ders işleyecez. Bok var sanki paso bize sayıyor.
Hoca malmısın nesin. Öğretim bitti artık eğitim devam ediyor. Bize sayıp sayıştırmakla ne eline geçiyor. Bok mu var ! Varsa söyle biz de öyle yapalım. Aq zaten vizeler yaklaşıyor sana daha da kıl olmaya başladım. Neyse yarın ola hayır ola.
Ot gibi yaşıyorum abi bildiğin ot.
Ankara yolculuğundan sonra tekrar Konya’ya döndüm. 12 Nisan aslında benim için bir dönüm noktası oldu diyebiliriz. Doğum günümde aldığım kararlar hiçte küçümsenecek kararlar değil. Yani benim açımdan öyle diyelim. Seneye eğitim sistemimizin bokluğundan dolayı tekrar sınava hazırlanmayı düşünüyorum. Makine Mühendisliği beni pek açmadı. Fizik Tedavi’de okuyan abimin arkadaşıyla görüştüm onun konuşmaları benim fikrimi çeldi diyebilirim. Peki neden Fizik Tedavi ve rehabilitasyon.
- En önemlisi benim istediğim bölüm
- Yatkınlığım olduğunu düşünüyorum.
- Makine gibi asosyal değil.
- İnsanlarla iletişimi seviyorum.
- Parası güzel
- İş imkanları çok fazla.
Daha anlatırım ama şimdilik bu kadarı yeterli sanırım. Neyse kafam allak bullak yine konyadayım onun verdiği gerginlikte var.
Merhaba Onurblog aslında uzun zaman önce burda yazmayı planlıyordum ancak bu sitenin özel bir tadı olsun istedim. Doğum günümde açmaya karar verdim. Peki ben kimim aslında bunun cevabını 20 yıldır arıyorum.Daha bulmuş değilim. Bazen çok sinirli bir insanım bazen de çok sakin. En kötüsüde uç noktalarda olmam sanırım. Herşeyi dört dörtlük yapmaya çalışırım. Kısaca Avrupada oluşmuş düzen gibi benim de kurallarım vardır. Tabi ki bu kurallarıma saygı gösterilmeyince çok fazla sinirlenen biri olduğum için ailem tarafından çok sinirli agresif tanınırım. Nedenini bilmiyorm ama ailemin yanında ki o görünümü başkasının yanında pek sergilemem. Bazıları sende iyi ticaret kafası var sen büyüyünce çok zengin olcaksın der ama nerden bu kanıya varırlar onu anlamam.
Çok pis takıntılarım vardır. Taktım mı tam takarım. Söylenenlerle birşeyler öğrenemem uygulamam gerekir. Tecrübe edindiğim de ise o dersi almışım olurum ve bir daha o hataya düşmem.
Ben hala annemin biricik bebeğiyim ama hiçbir zaman annemi dinlemem inat ederim. Sonucun da ise hep annemin dedikleri olur. Bir abim var kendime örnek aldığım , kişiliğimi bile ona benzetmeye çalıştığım. Harika bir insandır onun gibi asla olamayacağımı biliyorum. Bu arada babamı da unutmam gerek. Dünyanın en şeker en iyi babası. Her zaman oğlum siz neden spor yapmıyorsunu ben sizin zamanınızdayken şu kadar kilometre koşardım der. Gerçektende koşar 50′li yaşlara dayandı ama hala sporunu esirgemez.
Başka hayatımı dolduran neler var anlatayım. Bir tane sevgilim eşek aşkım var. Beni ne kadar sinirlendirse de kalbimin tek mirasçısı o sanırım. Belki şu anlık böyle düşünüyor olabilirim ama gerçekten aradığımı bulduğum dediğim Eşek Aşkım var. Hala bebek diyebilirim. Kocaman olucak ama içindeki çocuk öylesine canlı ki bazen anlayamıyorum. Hopluyor zıplıyor yerinde duramıyor. Ne zaman okulda sorun olsa benim aşkım baş sıralarda yerini alıyor. Hiç durmuyor. Neden eşek diyorsun derseni bilmiyorm eşekleri severim ve gözleri çok güzel olur belki de ondandır. Ama bana şeker ve samimi geliyor. Onu çok özlüyorum benden uzakta olsa da 1 sene sonra yanıma gelicek inşallah. Dört gözle sınavları kazanıp yanıma gelmesini bekliyorum.
Bu arada aileminiz bir mensubu daha var oda köpeğim BENY. Böyle tatlı bir köpek hayatta göremezsiniz. Hayvan sevginizi alıp götürebilir. Ama onun görevi bu beni korumak. 7 yaşında kocaman bi tosun diyebiliriz. K-9 Polis köpeği. Yanıma ne kadar kimseyi yaklaştırmasa da beni deli gibi seviyor. Ama oda Ankara’da yani ailemin yanına gittiğim de özlem giderebiliyoruz. Öyle böyle değil onu da çok özlüyorum. Geçen gittiğimde patisiyle bi vurdu dengemi kaybettim düşüyordum.
Neyse anlat anlat bitmez bu. Daha çok yazıcam çok konuşcaz. Belki hiç okuyanım olmacak belki de olucak bilmiyorm ama yazmaya başladık işte. Konya’da geçirdiğim ev hayatımı, sinirlendiğim günlerde küfür ettiğimi çok göreceksiniz. Neyse bir öğrencinin günlüğü başlıyor işte. Bu arada onurblog dünyaya hoş geldin.

